Rahmi Vidinlioğlu
October 20, 2009
Yatarak çoğalmaz insan!

«Yalan!» dedi adam bir sigara daha yakarak,  «Elbette yalan dudaklarımdan dökülürken bile yalan olduklarını haykırarak düşen ve içimdeki alev kaynayan çağlayanın acı sosuna bulanarak kulaklarına ulaşan vaadler: “Yatmak bozmayacak bu aşkın masumiyetini…

Ve şimdi ben kendisinden bile utanan bir adamım; avuçlarımda kirletilmiş ruhumun icraatlarının pası var! Kaç pas bir gole götürür pişmanlıklar içinde kıvranan bu ruhu?! Daha kaç yalan daha söylenmeli ruhuma kendi ellerimle çaktığım bu paslı çiviyi sökmek için?!

Sorular; uzun! Sorular; karmaşık! Cevaplar; kısa! Cevaplar; acımasız!

Yatarak çoğalmaz insan! Her sevişme eksilmektir; her sevişme cellâdıdır aşkın! “Gerçekten!” diyordum ya hani, “Gerçekten aşığım sana…” Kulaklarında bir ayet gibi çakılı kalsın söylediklerim…

Bilirim, elbette ben de çok iyi bilirim, kırılmış bir kadını sevildiğine inandırmak kırılmış bir cam vazoyu yeniden birleştirmekten bile zordur… Kırdım! Dilim şehvet dolu bir karmaşanın emir eriydi… Hayalin, adını yeni yeni duyurmaya başlamış bir terör örgütüyken ruhumda, lanet olsun bedenimin verdiği tüm emirlere, lanet olsun kapıldığı tüm arzulara…

Aşk; yalan değil! Biliyorum onların sana ne gözle baktıklarını! Biliyorum bakışlarına çöken o pis tortuyu. O “hemen yatalım” diye bağıran bakışlarına rağmen hiç utanmadan “Seni seviyorum” deyişlerini… Biliyorum ben!

Biliyorum, onlardan biri sanıyorsun beni! Ben de bir erkek olduğum için onlarla aynı yerdeyim, değil mi? Ben de kıracak, ben de incitecek ve ben de güzel geçirilmiş bir gecenin sonunda unutacağım her şeyi, değil mi?

Yatarak çoğalmaz insan! Eksilmek olacak sevişmelerimiz! Oysa ben, yanında durup ellerini senin saçlarına bile uzatmaya korkan adam olarak hatırlamanı istiyorum beni ömrün boyunca… Saçlarına dokunmanın cennete adım atmak olduğunu bilen ve cennete adım atamayacak kadar günahkâr olduğu için adım bile atmaya korkan…

Sana “gerçekten âşık” bir adam olarak hatırlamanı istiyorum beni… Çakıl taşlarını denize fırlatan, elmasları avucunda tutmaya bile korkan, “Ya düşürür ya kırarsam” diye düşünüp o elmasın baş döndürücü güzelliğini yalnızca uzaktan izleyen bir adam olarak…

Yatmayacağım seninle! Eksiltmeyeceğim sana duyduğum o yüce aşkı! Aşk büyüdükçe küçülür onu anlatan kelimeler… O kadar büyüdü ki içimdeki aşk, bak, senin yanında hep susuyorum!

Haklıydın, “Bozacak masumiyetini… Sen bir kadın için bunun ne demek olduğunu tahmin bile edemezsin…” derken! Yatarak çoğalmıyor işte insan, yalnızca “onlardan biri” gibi görmene yol açacak beni! Beni unutacak değilsin, hatırlayacaksın elbette ama her aklına geldiğimde aklından kovmak için çaba göstereceğin kötü bir hatıraya dönüşecek adım!

Adım adım bitireceğim değil mi bana duyduğun aşkı! Parmak uçlarından başlayıp omzuna kadar öpsem de seni ve her öpüşte sana seni ne kadar çok sevdiğimi fısıldasam da saklamaya yetmeyecek senden içimdeki karanlık ve vahşi tarafı!

Yatarak çoğalmaz insan; yatmayacağım seninle! Tam istediğin gibi…

Yazarak çoğalmaz insan; yazmayacağım!  Tam istediğin gibi…»

Rahmi VİDİNLİOĞLU / 20.10.2009 : 18:10

October 10, 2009

“Kendimi çok aşaaaaaalık pislik sürtük gibi hissediorum oysa tertemiz niyetlerle yaklaşmıştım ona ben…” dedi kız… Ağlamamak için bir sigara daha yaktı…

“Bembeyaz bir tuval düşünün” dedi adam, sigarasından son nefesi alıp söndürürken,”  bembeyazzzz! Kendisi üzerine çizilecek o mükemmel resmi sabırsızlıkla bekleyen
ve ona yaklaşan ressamı düşünün ‘sen’ diyen ‘yaratacağım şaheserin hammaddesi! Resim yapacak değilim, yalnızca ruhunu ortaya çıkartacağım!’

Tuval, susar; her zamanki gibi… Ama gülümser bu kez…

İnanır…
Ressam eline boyayı almak yerine parmaklarını sürer tuvale kirli hissetmesinin nedeni budur tuvalin… Kendisine dokunan parmaklar temiz değildir…

Boya olsa kapatır!

Gözyaşı olsa temizler!

Ama dokunuştaki pislik bir kez değdi mi tuvale… artık o ressam değil vandalisttir
hangi sanat eserini parçaladığını bile bilmeyen… İhanet eden, kendisini bıçaklayandır… kalbinden…

İhanet başka bir tene değerken değil; en çok da ‘Seviyorum’ yalanına bulanmış bir şehvetle boynamışken dudaklar, ortaya çıkar!

İhanet, tuvale değil şaheseredir; ‘görüyorum’ diye bağıran yalancı kör ressamlar, tuvallerin üzerinde orgazm sigaralarını söndürürler…”

October 6, 2009

Yazmak, bir okyanusa dalarak dipten inci çıkarmaya benzer. Ben bir kamyon dolusu kumu insanların önüne döküp, “İçindeki inciyi arayıp bulun!” diyemezdim. Vurgun yeme ihtimalimin çok yüksek olduğunu bile bile, tüpsüz dalarak bir istiridye kabuğuna dönmüş gözkapaklarımdan içeriye bir kenara bıraktım kocaman bir okyanusa dönmüş gözyaşlarımı ve yalnızca inci taneleri getirdim okurlara paramparça olmuş avuçlarımda. İşte tam bu noktada Şizofreni Yalnız Oynanmaz en doğru seçimdi, “Ya ölüm, ya zafer!” diye çığlıklar atarak çıktığım bu yolda beni zafere taşıyan en güçlü silahtı! Bir an bile düşünmeden çektim tetiği!

August 30, 2009
Hiçbir zaman arkadaşım olmadı aslında benim. Oyunlara gelince, daha küçük bir çocukken bile yaşıtlarımın oynadığı aptalca oyunlar ilgimi çekmeyi başaramadı. Kendi içime çekilerek kendime ait bir dünya yaratmayı tercih etmiş olmam yazma serüvenimdeki en mantıklı seçimdi sanırım. Kelimelerle oynadığım doğru, oynadığım oyunun adı ise Rus Ruleti’ydi. Tek başıma oturduğum bu masada, hep üçe kadar sayarak çektim tetiği: Aşk, aşk, aşk!